Haberler

Bir Hayalle Başlar, Emekle Şampiyonluğa Ulaşır

Sırtında oyuncakları olan küçük bir kızın, sırtında madalyası olan genç bir kadına uzanan hikâyesi. Düşüşlerin, vazgeçişlerin ve yeniden başlamanın hikâyesi.

Blogkulüp yazıları
8 dkokuma süresi
Sırtında oyuncakları ve kırmızı tekerlekli patenleri olan küçük bir kız, sırtında madalyası ve sürat patenleri olan genç hâline bakıyor
Bir hayalle başlar, emekle şampiyonluğa ulaşır.

Fotoğrafa bir daha bakın. Solda küçük bir kız var. Sırtındaki çanta, dünyasının ne kadar sade olduğunu anlatıyor: bir oyuncak ayı, pembe elbiseli bir bebek, rengârenk bir top, bir atlama ipi ve kırmızı tekerlekli ilk patenleri. Başını kaldırmış, yanındakine bakıyor.

Sağda ise genç bir kadın duruyor. Onun çantasında oyuncak yok. Bir su matarası, enerji jelleri, antrenman saati, mavi tekerlekli sürat patenleri ve boynundan sarkan altın bir madalya var. Başını eğmiş, küçük kıza bakıyor.

İkisi aynı kişi. Bu, Elif'in hikâyesi. Aradaki yolda ne olduğunu ise madalyalar değil, düşüşler anlatır.

Kırmızı Tekerlekler

Elif altı yaşındayken doğum gününde bir kutu açtı. İçinde beyaz botlu, gökkuşağı çizgili, kırmızı tekerlekli bir çift paten vardı. O akşam salonun ortasında, annesinin elini bırakmadan üç adım attı ve dördüncüde düştü. Ağlamadı, güldü. Çünkü düşmek bile eğlenceliydi.

Bir yıl sonra annesi onu bir paten kulübünün deneme dersine götürdü. Antrenör yere eğildi ve gözlerinin içine bakarak sordu:

— Neden paten kaymak istiyorsun?

Elif biraz düşündü:

— Çünkü kayarken uçuyormuşum gibi hissediyorum.

Antrenör gülümsedi. “O zaman önce düşmeyi öğreneceğiz,” dedi. “Uçmayı bilenler, düşmeyi de bilenlerdir.”

İlk Yarış, Son Sıra

Dokuz yaşında ilk yarışına çıktı. Start çizgisinde dizleri titriyordu. Düdük çaldığında herkes fırladı, Elif ise ilk virajda dengesini kaybetti. Kalkıp yarışı bitirdi ama son sıradaydı.

Eve dönerken arabanın arka koltuğunda sessizce ağladı. Babası dikiz aynasından baktı ve sadece şunu söyledi:

— Düştün ve kalktın. Bugün bunu yapamayan bir sürü çocuk vardı.

O gece oyuncak ayısını sıkıca tuttu ve uykuya daldı. Sabah olduğunda yine patenlerini istedi.

Büyüme Çağı ve İlk Kırılma

On iki yaşına geldiğinde Elif artık iyi bir sporcuydu. Antrenmanlara hiç kaçırmadan geliyor, yarışlarda ilk üçe giriyordu. Fakat bir şeyler değişmeye başlamıştı. Çok hızlı uzuyordu. Bacakları bir yaz içinde başkasının bacakları gibi olmuştu. Daha çok yorgunluk hissediyor, dizlerinin altında sinsi bir ağrı taşıyordu.

Ağrıyı kimseye söylemedi. Söylerse geri kalacağından korkuyordu. Az yedi, çünkü “hafif olursam daha hızlı olurum” diye düşünüyordu. Geç saatlere kadar telefona bakıp az uyudu. Antrenmana aç geldiği günler oldu.

Bir sonbahar yarışında, son virajda bileğinde bir şeyin koptuğunu hissetti. Pistin kenarına yığıldı. Hastanede doktor açık konuştu: bağ yaralanmasıydı ve aylarca paten kayamayacaktı.

Vazgeçiş

İlk haftalarda iyileşmek için sabırsızlandı. Sonra takım arkadaşlarının yarış fotoğraflarını görmeye başladı. Onlar ilerliyordu, o ise yerinde sayıyordu. Fizik tedaviye gitmeyi aksattı.

Bir akşam patenlerini dolabın en arka köşesine koydu ve kapağı kapattı.

— Bırakıyorum, dedi annesine. Ben bu iş için yeterince iyi değilim.

Annesi bir şey söylemedi, sadece sarıldı. Bazen en doğru cevap budur.

Karanlık Mevsim

Patensiz geçen aylar, Elif'in hayatının en uzun ayları oldu. Okulda dikkatini toplayamıyordu. Arkadaşlarından uzaklaştı. Eskiden “Elif, patenci kız” diye tanınırdı. Şimdi aynaya baktığında kim olduğunu bilemiyordu.

Sporla kurduğu kimlik elinden alınmış gibiydi. Yemek yemek de uyumak da gülmek de anlamını yitirmişti. Odasında saatlerce tavana bakarak oturduğu günler oldu.

Ailesi bunu fark etti ve yalnız bırakmadı. Onu bir uzmanla görüştürdüler. İlk görüşmede Elif tek kelime etmedi. İkincisinde biraz konuştu. Üçüncüsünde ağladı. Ve o gün ilk kez yüksek sesle şunu söyledi:

Kaybetmekten değil, kimse olmamaktan korkuyorum.

Uzman başını salladı: “Sen bir derece değilsin, Elif. Sen bir insansın. Önce onu iyileştireceğiz.”

Dolabın Arka Köşesi

Bir bahar sabahı Elif kışlık kıyafetleri kaldırırken dolabın arka köşesinde eski bir sırt çantası buldu. İçinden ilk oyuncak ayısı çıktı, ardından pembe elbiseli bebeği. Sonra beyaz botlu, gökkuşağı çizgili, kırmızı tekerlekli ilk patenleri.

Patenleri kucağına aldı ve tekerlekleri eliyle çevirdi. Fırrr… Odanın içinde altı yaşındaki o kızın kahkahası yankılandı sanki.

O an anladı. Paten kaymaya madalya için başlamamıştı. “Uçuyormuş gibi” hissetmek için başlamıştı. Asıl kaybettiği bileği değil, o duyguydu.

Aynı hafta eski antrenörü onu aradı. “Seni yarışa çağırmıyorum,” dedi. “Sadece gel, biraz kay. Kimse süre tutmayacak.”

Yeniden, En Baştan

Pist eskisi kadar kolay değildi. Bileği sızlıyordu. Bacakları güçsüzdü. Yanından ondan çok daha küçük çocuklar geçip gidiyordu. Ama bu kez bir şey farklıydı: Elif ağrısını saklamıyordu.

Antrenörüyle birlikte yeni bir plan yaptılar. Bu plan yalnızca pistte değil, hayatın her yerinde uygulanacaktı:

  • Yakıt: Antrenmana aç gelmek yok. Tabakta sebze, tahıl ve protein var. Çantada su matarası ve sağlıklı atıştırmalık var.
  • Uyku: Her gece aynı saatte yatmak ve yatmadan önce ekranı kapatmak.
  • Dinlenme: Dinlenmek bir zayıflık değil, antrenmanın parçası.
  • Dürüstlük: Ağrı olursa söylemek. Korku olursa söylemek.
  • Sabır: Bugün dünden biraz daha iyi olmak yeterli.

İlk ay sadece düz kaydı. İkinci ay viraj çalıştı. Üçüncü ay bileği tekrar ağrıdı ve iki hafta ara vermek zorunda kaldı. Eskiden olsa bu, bırakmak için bir sebep olurdu. Bu kez sadece bir moladı.

Sessiz Yıllar

Sonraki iki yıl, kimsenin fotoğrafını çekmediği yıllar oldu. Sabah antrenmanları, yağmur yüzünden iptal edilen dersler, kaybedilen yarışlar, yeniden kazanılan güven. Elif bazen dördüncü, bazen yedinci oldu. Her yarıştan sonra antrenörüyle oturup tek bir soruya cevap aradılar: “Bugün ne öğrendik?”

Bir gün kulübe yeni gelen küçük bir kız düşüp ağlamaya başladı. Elif yanına diz çöktü:

— Biliyor musun, ben de ilk yarışımda sonuncu oldum.

Küçük kız ağlamayı kesti ve inanamayarak baktı. O gün Elif, düşüşlerinin de bir değeri olduğunu anladı. Başkalarına cesaret olabiliyorlardı.

Son Viraj

Ve o gün geldi. Büyük bir uluslararası şampiyonanın final yarışı. Start çizgisinde Elif'in dizleri yine titriyordu, tıpkı dokuz yaşındayken olduğu gibi. Ama bu kez korkudan değil, heyecandan titriyordu.

Düdük çaldı. Elif ilk turları sakin geçirdi. Enerjisini korudu, rakiplerinin arkasında rüzgârdan saklandı. Son tura girdiğinde dördüncüydü. Son virajda, yıllar önce bileğinin koptuğu o anı hatırladı. Bir saniye tereddüt etti.

Sonra kulaklarında altı yaşındaki kızın kahkahası çınladı: “Uçuyormuşum gibi hissediyorum!”

Virajdan çapraz adımlarla çıktı, uzun ve güçlü itişlerle iki rakibini geçti. Bitiş çizgisine ayağını bir tekerlek boyu önde uzattı.

Altın madalya boynuna takıldığında tribünde annesi ve babası ağlıyordu. Antrenörü ise sadece başını sallayıp gülümsedi. Yıllar önce söylediği o cümleyi ikisi de hatırlıyordu: Uçmayı bilenler, düşmeyi de bilenlerdir.

Fotoğrafın Anlattığı

Şampiyonadan sonra Elif evine döndü ve madalyasını çantasına bağladı. Sonra dolabı açtı, eski sırt çantasını çıkardı ve ikisini yan yana koydu.

Bir yanda oyuncak ayı, bebek, top, atlama ipi ve kırmızı tekerlekler duruyordu. Öbür yanda su matarası, saat, mavi tekerlekler ve altın madalya.

İlk çantadakiler hiç gereksiz değildi, diye düşündü. O oyuncaklar, o oyunlar, o ilk düşüşler… Hepsi ikinci çantayı taşıyabilmek için gereken gücü vermişti. Sevgi, oyun ve neşe olmadan disiplin olmuyordu.

Fotoğraftaki küçük kız başını kaldırıp geleceğine bakıyor. Genç kadın ise başını eğip geçmişine bakıyor. İkisi de birbirine aynı şeyi söylüyor:

İyi ki vazgeçmedin.

Sporcularımıza ve Velilerimize

Her çocuk şampiyon olmayacak. Ama her çocuk düşmeyi, kalkmayı, ağrısını söylemeyi, yardım istemeyi ve yeniden başlamayı öğrenebilir. Bizim için gerçek başarı budur.

Kulübümüzde önce çocuğun sağlığını, mutluluğunu ve sporu sevmesini koruruz. Madalyalar ise bu yolun doğal bir sonucu olarak, zamanı geldiğinde gelir. Elif'in yeniden başlarken uyguladığı ilkelerin ayrıntıları için: Sporcu Beslenmesi ve Sağlığı.

Bir hayalle başlar, emekle şampiyonluğa ulaşır.
Bu hikâyedeki karakter kurgusaldır.

Ücretsiz deneme dersine gelin

Antrenörümüz çocuğunuzun seviyesini değerlendirsin, en uygun grubu birlikte belirleyelim.